Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir cinayet, toplumu derinden sarstı. İstanbul’da meydana gelen olayda, bir kadın ve onun küçük kızı, eşi tarafından acımasızca katledildi. Bu trajik olay, kadının daha önce eşinin kendisine yönelik tehditlerini dile getirmesi ve "Sonum iyi olmayacak" ifadeleriyle çevresindekileri uyarmasıyla daha da çarpıcı hale geliyor. Olay, hem gözyaşlarıyla hem de "Nasıl böyle bir şey olur?" sorusuyla yankı buldu.
25 yaşındaki Gülseren, bir dönem kendisi için sunduğu hayali romantik yaşamın karanlık yönleriyle karşılaştığını belirtmişti. Eşi tarafından sürekli olarak fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığı, çevredeki komşular ve arkadaşları tarafından bilinmekteydi. Aynı zamanda, yaşadığı korkunç tecrübeleri güvendiği insanlarla paylaşarak bir çıkış yolu aramakta olduğunu ifade etti. Bununla ilgili olarak, “Eşim beni öldürecek.” diyerek yakınlarını uyardığı öğrenildi. Ancak yaşadığı korku dolu günler onu bir çare bulmaktan uzakta bıraktı.
Geçtiğimiz aylarda, kadın komşularıyla yaptığı sohbetler esnasında, yaşadığı zorlukları dile getirerek, "Hayatım çok zor geçiyor. Eşim bana hep kötü davranıyor. Bu durumun bir sonu yok gibi görünüyor. Sonum iyi olmayacak" şeklinde ifadelerde bulunmuştu. Bu sözlerin, ne kadar gerçekçi olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor. Gülseren, maalesef kurban gittiği bu şiddet döngüsünün içinde çaresizlik hissiyle diğer aile üyelerine aktarabileceği durumu geliştiremedi.
Gülseren’in ölümü, hepimizi derin bir üzüntüye boğdu. Aile üyeleri ve dostları, olayın hemen ardından soluğu adli mercilerde aldı. Olayı üzüntüyle karşılayan yakınları, sık sık yaşanan kadına yönelik şiddet konusuna dikkat çekerek, bu tür durumların önlenmesi gerektiğine vurgu yaptılar. Yine de çoğu kişi, “Bu kadar açık uyarılara rağmen neden önlem alınmadı?” sorusunu sormaktan kendini alıkoyamadı. Sosyal medyada da büyük tepkiler aldı. Herkesin içini burkan bir hikaye olan bu cinayet, toplumsal cinsiyet normları ve şiddet konusundaki algıya dair önemli tartışmalara yol açtı.
Şiddet mağdurlarının seslerini duyurabilmeleri ve güvenlik önlemlerinin artırılması gerektiği noktasında birleşen görüşler, bugün ülke genelindeki birçok kişi tarafından dile getirildi. Türkiye’deki kadına yönelik şiddet ve femicide karşı alınan önlemlerin artırılması gerektiği ve bunun için atılan adımların gözden geçirilmesi çağrıları, gittikçe yaygınlaşıyor. Yetkililerin duruma duyarlılık göstermesi ve aynı hataların tekrarlanmaması için gerekli tasarrufları hızlı bir şekilde hayata geçirmesi gerektiği düşünülüyor. Toplumun büyük bir kesimi bu tür durumlardaki er ya da geç çözüm beklemekte olduğunu, kadınların kendilerini korumaları için gözetim ve destek mekanizmalarının artırılması gerektiğini savunuyor.
Gülseren ve kızı için düzenlenecek olan cenaze töreninde, sadece ailesi değil, aynı zamanda onlara destek veren pek çok insan bir araya gelecek. Bu durum, kurbanların sesi olma iddiasında bulunan platformlar, STK’lar ve fertler için bir yüzleşme anı olacak. Kadına yönelik şiddetin, bir daha yaşanmaması için toplumsal bilincin artması gerektiğine işaret eden bu olay, yine de yaşanan kayıpların derin yaralar açtığı bir gerçek. Herkesin yüreğini parçalayan bu kadın cinayeti, kadınları savunma konusunda daha fazla mücadele etme gereği bulunduğunu gösteriyor.
Sonuç olarak, bu acı olay, bizleri bir kez daha düşünmeye ve çözümler geliştirmeye yönlendiriyor. Kadına yönelik şiddet karşısında sessiz kalmamak; bağlı olduğumuz toplumu koruma mücadelesinin de bir parçası haline geliyor. Gülseren ve kızı, ülkede seslerini bulamayan pek çok kadının da sembolü oldu. Hayatların ne kadar kıymetli olduğu, bir vaka üzerinden bir kez daha hatırlanmış olmalı. Gülseren’in yaşadığı zorlukların anımsanarak, benzer durumlar yaşayan kadınlara duyulan farkındalığın artırılması için çaba sarf etmemiz gerektiği bir gerçeklik olarak karşımızda durmakta. Dilerseniz, yaşananları daha fazla tartışabilir ve bu konuda harekete geçerek kalıcı çözümler arayabiliriz.